Dünyanın gelmiş geçmiş en adil imparatorluğunun torunları olarak Osmanlı’dan gurur duyuyoruz. Bazen de tarihimizi okudukça ‘vay be ne tarihimiz varmış’ diyoruz. Fakat ne tarihi nede tarihle ilgisi olan her şeyi ne doğru yaşıyoruz ne de doğru aktarıyoruz.
Çevrilen dizilerde bunun örneğidir. Şunu iyi bilmeliyiz ki Tarihini iyi bilmeyenler kendi benliklerinden de o kadar uzaktır.
Osmanlı tarihine baktığımız zaman görüyoruz ki Osmanlı her kesime adaletli ve hoşgörülü davranmış, toprakları üzerinde yasayan her milletten toplumun huzur ve güvenliğini din ırk mezhep ayrımı yapmadan sağlamıştır.
Osmanlıyı kötüleyen kurumlar kuruluşlar ve kendini bilmeyen bir takım soysuzlar Osmanlı padişahlarının asıp kesmekle, uçkuruna düşkünlüğü ile zevki sefa içerisinde yasadıklarını anlatmaktadırlar.
Onlar bilmez ki Fatih’in İstanbul’u nasıl fethettiğini, onlar bilmez ki Yıldırım Beyazıt’ın Niğbolu kalesini nasıl fethettiğini ve yine onlar bilmez ki 18 bin krallığın boyun eğdiği Kanuni Sultan Süleyman Han’ın dans oyunu ile ilgili iki satır mektupla fransa kralı Faransuvayı nasıl dize getirdiğini...
Bilselerdi ecdadın ruhunu sızlatmazlardı. Tarih de kavimlere baktığımızda her türlü rezillik ahlaksızlık iğrenç dolu geçmişleri olduğu halde geçmişlerine laf söyletmezler, diziler çevirmezler ve çevirtmezler.
Onların tarihinin bizim tarihimizin yanında lafı olmaz. Bizim tarihimiz de yanlış diye bir hukuk düzen adap yoktur. Bunu dizilere yanlış aktarsalar da herkes bu gerçeği bilmektedir. Bu milletinde ruhunda Osmanlı ruhu vardır ve öylede kalacaktır…